21 Kasım 2014 Cuma
Sevdiğini Söyleyememek
Başlıktaki durum aslında çok vahim. Birçok insan bu durumu yaşamıştır fakat elden ne gelir! Bu durumu ben de birkaç kez yaşamama rağmen belki kaybederim korkusu duraklatmıştı beni. Tabii aşk bambaşka bir şey sevgi ise daha başka. Bence insanların çoğu kaybetmemek istediği için sevdiğini söyleyemiyor. Arkadaşlarıma sevdiğimi söylemekten çekinmem ve tabii her arkadaşıma söyleyemem. Benim için çok anlamı olan arkadaşlarıma söyleyebileceğim bir söz. Bence konu aşk ise bu söylenmeli saklamakla bir yere varılamıyor ve sevdiğimiz insanı tamamen kaybedebilme durumu oluşuyor. Neyse bu günlük yeter.
Etiketler:
açılamamak,
aşk,
duygularımız,
sevgiliye açılamamak,
sevmek
20 Kasım 2014 Perşembe
Unutamamak
En son yazımı bundan yaklaşık 1 yıl kadar önce yazmışım. İlk zamanlar sık sık yazarken sonra sanırım birçok insanda olan şey bana da oldu. Yazmalar azaldı ve en nihayetinde çok ama çok uzun bir süre ara vermişim. Son 1 yıl içinde nemi oldu? Kalbimde çok önemli yerleri olan arkadaşlarımı bedenen olmasa da kaybettim. Benim onları ne kadar çok sevdiğimi bilmiyorlar. Bu bana çok fazla acı veriyor ve baş etmesi öyle çok zor ki anlatamıyorum bile. Arka arkaya hem babamı hem abimi kaybettim. Çok büyük acılar yaşadım fakat hissettirmemeye çalıştım. Kimse beni anlamıyor belki anlayan olsa da belli etmiyor. Gönlümde yapmak istediğim dolu dolu şeyler olmasına rağmen elimden bir şey gelmedi. Bazı zamanlar çok çaresiz kaldığımı hissetsem de sonra kendimi toparlamayı başardım. Boks Arena'dan Lazona ile yine beraberiz yine konuşuyoruz kim bilir belki yakında bu dostluk perçinleşecek ve hiç ayrılmayacağız. Aslında dostluğumuz ömür boyu sürecek cümlesini kullanmak istemiyorum fakat sürmesini istediğim bir arkadaşım ve kaybettiklerimde buna dahildi. Geçmişe dönebilsem çok fazla şeyi değiştirirdim. Bazen Cennet varmıdır diye düşünüyorum. Keşke öyle bir yer olsa ve sevdiklerimiz ile hiç ayrılmasak ve orada mutsuzluk olmasa. Yeşilçam'ı çok sevmeme rağmen son 1 yıldır fazlasıyla Festival Filmi izledim . Festival Filmleriyle ilgili kısa tanıtımların olduğu bir blog açtım. istfilmfestivali Alan adına sahip sitede kısa tanıtımlar yapmaya başladım. Bundan böyle yazmaya devam edeceğim. Şimdilik bu kadar.
Etiketler:
bitmeyen arkadaşlık,
geçmişe özlem,
unutmamak,
uzun zamandır yazmamak
25 Kasım 2013 Pazartesi
Fedakarlık
Fedakarlık iyidir iyi olmasına da zaman geçtikçe insandan çok şey alır götürür. İlk zamanlar mutlu olursun hoşuna gider ve bir beklentin olmaz fakat zamanın akıp geçmeye başlaması düşüncelere girmene neden olur ki işte bu andan itibaren geriye dönüp analiz yapma şansına sahip olursun. Beklediğin saygıyı göremediğini ve aslında yaptığın tüm güzelliklerin tek bir kalemde çizilebileceğini o zaman anlarsın. Hayat bu ya işte, acıması yok derken büyüklerimiz ne kadar haklılarmış. Daha geçenlerde yakından tanıdığım bir insanı toprağa verirken hayatın süratle aktığını ve önemli olanın başkalarının güzel sözlerle seni anmasının olduğunu anladım. Tabii o başkaları kötü insanlar bile olsa bu mutluluk vericidir, tabii yine kısa sürede unutulursun.
Allah bir Dünya yaratmış ya hani, O dünyayı güzel yaratamamış, neden dersen, yarattığı insanlar son derece kötü insanlar olmuş yani başarısız olmuş. Benim ütopyamda böyle bir Dünya yok. Herkesin mutlu olduğu hastalığın olmadığı ve kötülüğün gezmediği güzel bir ütopyam var. Allah'ın Dünyası böyle değil. Bu Dünya'da yaptığın tüm fedakarlıkları tek kalemde silip sana hayatı zindan edenler çıkıyor karşına. Fakat bu bir imtihan değilmi? Doğru ya, ben bunu unutmuştum. Uzun yıllar boyu süren bir imtihan ve sonu meçhul ve kapkaranlık. Bu benim Ütopyam değil işte.Belki maddi olarak silkelenirimde hayalime azda olsa kavuşmanın da hayalini kuruyorum. Aslında seviyorum istiyorum fakat bu kahpe Dünya ve eşrafı yüzünden olmuyor olmuyor olmuyor. İçten içe acı çekiyorum fakat tutunuyorum. Kaçıyorum insanlardan.
Yazmak istediğim o kadar çok şey var ki fakat nereden başlasam bilemiyorum. Nereden başlayacağımı bilememek bile durumumu özetlemiyormu? Ahh hayat ah, acımasızlığın çok pis koyuyor be. Ölümün var, Kazaların var, insanı bıktırıyorsun. Sana çalım atacağım günlerde gelecek elbette. İşte o zaman seninle dalga geçeceğim ve gülümseyeceğim. Yine de karşıma çıkardığın güzellikler var, ya onlar olmasa?. Nereden başladım nereye geldim fakat onurlu insanlar acı çekiyor ve içindekileri dökmek zorunda kalıyorlar. İşte böyle.
Allah bir Dünya yaratmış ya hani, O dünyayı güzel yaratamamış, neden dersen, yarattığı insanlar son derece kötü insanlar olmuş yani başarısız olmuş. Benim ütopyamda böyle bir Dünya yok. Herkesin mutlu olduğu hastalığın olmadığı ve kötülüğün gezmediği güzel bir ütopyam var. Allah'ın Dünyası böyle değil. Bu Dünya'da yaptığın tüm fedakarlıkları tek kalemde silip sana hayatı zindan edenler çıkıyor karşına. Fakat bu bir imtihan değilmi? Doğru ya, ben bunu unutmuştum. Uzun yıllar boyu süren bir imtihan ve sonu meçhul ve kapkaranlık. Bu benim Ütopyam değil işte.Belki maddi olarak silkelenirimde hayalime azda olsa kavuşmanın da hayalini kuruyorum. Aslında seviyorum istiyorum fakat bu kahpe Dünya ve eşrafı yüzünden olmuyor olmuyor olmuyor. İçten içe acı çekiyorum fakat tutunuyorum. Kaçıyorum insanlardan.
Yazmak istediğim o kadar çok şey var ki fakat nereden başlasam bilemiyorum. Nereden başlayacağımı bilememek bile durumumu özetlemiyormu? Ahh hayat ah, acımasızlığın çok pis koyuyor be. Ölümün var, Kazaların var, insanı bıktırıyorsun. Sana çalım atacağım günlerde gelecek elbette. İşte o zaman seninle dalga geçeceğim ve gülümseyeceğim. Yine de karşıma çıkardığın güzellikler var, ya onlar olmasa?. Nereden başladım nereye geldim fakat onurlu insanlar acı çekiyor ve içindekileri dökmek zorunda kalıyorlar. İşte böyle.
Etiketler:
acı,
aile,
dram,
fedakarlık,
felek,
hayal,
hayat,
içini dökme,
kahpe dünya,
öteki dünya,
özlem,
ütopya,
yalnızlık
23 Temmuz 2013 Salı
Senin İçin
2009 yılının şubat ayı. Orhan İstanbul Beşiktaş'ta dvd ve vcd filmler satan bir dükkanda çalışmaktadır. O gün her zaman ki gibi sıradan bir gün gibi geçmekteydi taki o gelene kadar. 20'li yaşlarda üniversite öğrencisi olan bir genç kız film almaya gelmiş fakat aradığı filmler Orhan'ın da ilgi alanı olan eski Türk filmleridir. Bu durum Orhan'ın hoşuna gitmiştir ve genç kız ile ilgilenmeye başlar. Güzel bir Yeşilçam sohbetinin ardından Orhan Sinematürk adlı Yeşilçam kaynak sitesinde yorumlar yaptığını söyler. Genç kız ise ne tesadüf sitede editördür. Orhan kızın adını sorar, kızın adı Belgin'dir. Aradan birkaç gün geçer ve Sinematürk sitesine giriş yapan Orhan'a Belgin'den bir mesaj gelmiştir ve bu gelen mesaj'da Erkeklik Öldü mü? Atıf Bey filmi Belgin tarafından Orhan'a önerilmektedir ve bu mesajlaşma arasında msn adresleri alınır.
Bir iki gün sonra msn sohbetleri başlar ve zamanla hanım bey gibi sözcükler ortadan yok olarak Belgin Orhan isimleri sade olarak kullanılır. Yeşilçam'ı çok seven Orhan karşısında kendisinden çok daha fazla Yeşilçam'ı seven biri olduğunu anlar. Vakit hızla geçer ve Orhan ile Belgin'in Msn sohbetleri devam eder. Orhan Belgin'in çok cana yakın olduğunu ve çok sevecen bir kız olduğunu daha iyi idrak etmeye başlamıştır. Artık her eve geldiğinde Belgin msn başındamıdır acaba diye merak içindedir ve Belgin'i msn başında görünce heyecanlanmaya başlayıp yüzü gülmektedir. Belgin Orhan için çok önemli bir arkadaş olmakta ve gitgide vazgeçilmez bir konuma yükselmektedir.
Zaman hızla akıp geçer ve Orhan'ın Belgin ile arkadaşlığı Birinci yılını doldurur. Belgin bu esnada müsait olduğu zamanlarda görüşme isteğinde bulunsa da Orhan sorunlarından dolayı Belgin'le buluşma imkanı bulamazlar. Aslında içi içini yemekte ve arkadaşı ile buluşmak istemektedir ve bu durum Orhan'ın canını çok sıkmaktadır taki özel bir gecede yaklaşık bir yıl kadar sonra bir araya gelene kadar. Türk sinemasının efsane isimlerini anma gecelerinden birinde buluşma kararı alıp ünlü isimleri görme şansına sahip olurlar. Orhan hem Belgin'i görmenin büyük mutluluğunu hem de ünlü Yeşilçam yıldızlarından birkaç isimi görme şansına sahip olmanın mutluluğunu yaşar.
Günler geçiyor ve Orhan ile Belgin'in msn aracılığıyla yaptıkları görüşmeler sabahlara kadar devam ediyor ve önemli konularıda birbirleriyle görüşebiliyorlardı. Orhan artık Belgin'e iyice alıştığını ve kendisini çok sevdiğini ve ömür boyu bu arkadaşlığın bitmemesini istemektedir ve Belgin'e bu durumu aktarır. Belgin'de Orhan'ı sevdiğini ve ömür boyu arkadaş kalmak istediğini söyler. Bu güzel arkadaşlık günler aylar geçtikçe önemini arttırıyor ve sabahlara kadar süren konuşmalar devam etmektedir. Orhan'ın aile içinde yaşadığı olumsuz durumlar çok istese de Belgin ile görüşmesini engellemektedir. Orhan maddi manevi zorluklar yaşıyor ve Belgin'le görüşmek istese de bu durumlardan dolayı bu isteği gerçekleşmemektedir.
Belgin İstanbul'un gözde yerlerinden İstiklal Caddesinde dans kursuna başlamış ve Orhan'a kendisi ile gelmesi için teklifte bulunmuş ve yine uzun bir dönem sonra buluşmuşlardı. Belgin'in dans kursundaki neşeli haline çok sevinen Orhan Belgin'in mutlu olmasının kendisi için çok önemli olduğunu fark eder ve Belgin'i en sevdiği arkadaşı olarak görür. Belgin msn görüşmelerinde Derya isimli bir arkadaşı olduğunu ve Sinematürk sitesinden tanıştıklarını Orhan'a aktarır. Belgin'in anlattıkları Orhan'ı çok sevindirir bunun nedeni Belgin'in çok önemli bir arkadaş sahibi olmasıdır. Belgin'in sıklıkla Derya'dan bahsetmesi Orhan'ın dikkatini çekiyor ve en nihayetinde msn görüşmesinde sohbet etme imkanına sahip olur. Derya'nın sıradan bir insan olmadığı ve çok içten ve duygusal bir karakterinin olduğunu çok kısa sürede anlar.
Zamanın hızla akmasına kimse engel olamaz. Her akan gün beraberinde sevinç ve hüzün getiriyor fakat bu hüzünlerde bile öğretici durumları görmeye olanak sağlıyor. Belgin'in msn'de olmadığı günler Orhan'ı mutsuz ediyor ve gecesinin kötü bitmesine sebep oluyordu. Orhan için Belgin vazgeçilmez bir arkadaş ve ömür boyu unutulamayacak bir insandı. Yılın her günü ve hatta her saati Belgin'i aklına getiriyor ve onu ne kadar çok sevdiğini daha iyi anlıyordu. Orhan'ın Belgin sevgisi sıradan bir sevgi değil adeta o olmaz ise hayatının anlamını yitirmesi demekti sevgisinin ölçümünü ise onun olmadığını düşünerek yaptı ve kendini aniden çok kötü hissettiğini ve hayatın anlamsız olacağını iyice anlamış oldu.
Bundan sonraki aylar bu ikilinin sabahlara kadar süren sohbetleri ile devam ediyor fakat Orhan Belgin ile bir türlü görüşemiyordu. Yaşadığı sorunlar devam ediyor ve adeta mutluluk oyunu oynuyordu. Belgin'e bu sorunlarını söylemiyor aksettirmemeye çalışıyordu. Orhan'ın en büyük arzusu Belgin'in çok uzun yıllar sağlık ve mutluluk içinde yaşamasıydı. Belgin Orhan'ın kendisine çok büyük değer verdiğini tahmin edemiyordu. Şubat 2009'da başlayan arkadaşlık 4.5 yılını doldurmuş fakat yüz yüze görüşme imkanı çık sınırlı olmuştu. Bunca geçen zamana rağmen Orhan Belgin'i en sevdiği arkadaşı olarak görüyor ve arkadaşlık sevgisinin azalmadığını daha çok sevdiğini biliyordu. Beşiktaş'ta ufak bir film satan dükkanda tesadüf eseri tanışma ve aradan geçen uzun yıllar Orhan'ın ani ölümüyle bitiyordu. Orhan'ın cansız bedeni evinde bulunuyordu. Orhan ölmeden önce bir not bırakmış ve notunda doğum günü 24 Temmuz olan Belgin'in doğum gününü kutluyor ve kendisine hayatına kattığı büyük renk için teşekkür ediyordu.
Bir iki gün sonra msn sohbetleri başlar ve zamanla hanım bey gibi sözcükler ortadan yok olarak Belgin Orhan isimleri sade olarak kullanılır. Yeşilçam'ı çok seven Orhan karşısında kendisinden çok daha fazla Yeşilçam'ı seven biri olduğunu anlar. Vakit hızla geçer ve Orhan ile Belgin'in Msn sohbetleri devam eder. Orhan Belgin'in çok cana yakın olduğunu ve çok sevecen bir kız olduğunu daha iyi idrak etmeye başlamıştır. Artık her eve geldiğinde Belgin msn başındamıdır acaba diye merak içindedir ve Belgin'i msn başında görünce heyecanlanmaya başlayıp yüzü gülmektedir. Belgin Orhan için çok önemli bir arkadaş olmakta ve gitgide vazgeçilmez bir konuma yükselmektedir.
Zaman hızla akıp geçer ve Orhan'ın Belgin ile arkadaşlığı Birinci yılını doldurur. Belgin bu esnada müsait olduğu zamanlarda görüşme isteğinde bulunsa da Orhan sorunlarından dolayı Belgin'le buluşma imkanı bulamazlar. Aslında içi içini yemekte ve arkadaşı ile buluşmak istemektedir ve bu durum Orhan'ın canını çok sıkmaktadır taki özel bir gecede yaklaşık bir yıl kadar sonra bir araya gelene kadar. Türk sinemasının efsane isimlerini anma gecelerinden birinde buluşma kararı alıp ünlü isimleri görme şansına sahip olurlar. Orhan hem Belgin'i görmenin büyük mutluluğunu hem de ünlü Yeşilçam yıldızlarından birkaç isimi görme şansına sahip olmanın mutluluğunu yaşar.
Günler geçiyor ve Orhan ile Belgin'in msn aracılığıyla yaptıkları görüşmeler sabahlara kadar devam ediyor ve önemli konularıda birbirleriyle görüşebiliyorlardı. Orhan artık Belgin'e iyice alıştığını ve kendisini çok sevdiğini ve ömür boyu bu arkadaşlığın bitmemesini istemektedir ve Belgin'e bu durumu aktarır. Belgin'de Orhan'ı sevdiğini ve ömür boyu arkadaş kalmak istediğini söyler. Bu güzel arkadaşlık günler aylar geçtikçe önemini arttırıyor ve sabahlara kadar süren konuşmalar devam etmektedir. Orhan'ın aile içinde yaşadığı olumsuz durumlar çok istese de Belgin ile görüşmesini engellemektedir. Orhan maddi manevi zorluklar yaşıyor ve Belgin'le görüşmek istese de bu durumlardan dolayı bu isteği gerçekleşmemektedir.
Belgin İstanbul'un gözde yerlerinden İstiklal Caddesinde dans kursuna başlamış ve Orhan'a kendisi ile gelmesi için teklifte bulunmuş ve yine uzun bir dönem sonra buluşmuşlardı. Belgin'in dans kursundaki neşeli haline çok sevinen Orhan Belgin'in mutlu olmasının kendisi için çok önemli olduğunu fark eder ve Belgin'i en sevdiği arkadaşı olarak görür. Belgin msn görüşmelerinde Derya isimli bir arkadaşı olduğunu ve Sinematürk sitesinden tanıştıklarını Orhan'a aktarır. Belgin'in anlattıkları Orhan'ı çok sevindirir bunun nedeni Belgin'in çok önemli bir arkadaş sahibi olmasıdır. Belgin'in sıklıkla Derya'dan bahsetmesi Orhan'ın dikkatini çekiyor ve en nihayetinde msn görüşmesinde sohbet etme imkanına sahip olur. Derya'nın sıradan bir insan olmadığı ve çok içten ve duygusal bir karakterinin olduğunu çok kısa sürede anlar.
Zamanın hızla akmasına kimse engel olamaz. Her akan gün beraberinde sevinç ve hüzün getiriyor fakat bu hüzünlerde bile öğretici durumları görmeye olanak sağlıyor. Belgin'in msn'de olmadığı günler Orhan'ı mutsuz ediyor ve gecesinin kötü bitmesine sebep oluyordu. Orhan için Belgin vazgeçilmez bir arkadaş ve ömür boyu unutulamayacak bir insandı. Yılın her günü ve hatta her saati Belgin'i aklına getiriyor ve onu ne kadar çok sevdiğini daha iyi anlıyordu. Orhan'ın Belgin sevgisi sıradan bir sevgi değil adeta o olmaz ise hayatının anlamını yitirmesi demekti sevgisinin ölçümünü ise onun olmadığını düşünerek yaptı ve kendini aniden çok kötü hissettiğini ve hayatın anlamsız olacağını iyice anlamış oldu.
Bundan sonraki aylar bu ikilinin sabahlara kadar süren sohbetleri ile devam ediyor fakat Orhan Belgin ile bir türlü görüşemiyordu. Yaşadığı sorunlar devam ediyor ve adeta mutluluk oyunu oynuyordu. Belgin'e bu sorunlarını söylemiyor aksettirmemeye çalışıyordu. Orhan'ın en büyük arzusu Belgin'in çok uzun yıllar sağlık ve mutluluk içinde yaşamasıydı. Belgin Orhan'ın kendisine çok büyük değer verdiğini tahmin edemiyordu. Şubat 2009'da başlayan arkadaşlık 4.5 yılını doldurmuş fakat yüz yüze görüşme imkanı çık sınırlı olmuştu. Bunca geçen zamana rağmen Orhan Belgin'i en sevdiği arkadaşı olarak görüyor ve arkadaşlık sevgisinin azalmadığını daha çok sevdiğini biliyordu. Beşiktaş'ta ufak bir film satan dükkanda tesadüf eseri tanışma ve aradan geçen uzun yıllar Orhan'ın ani ölümüyle bitiyordu. Orhan'ın cansız bedeni evinde bulunuyordu. Orhan ölmeden önce bir not bırakmış ve notunda doğum günü 24 Temmuz olan Belgin'in doğum gününü kutluyor ve kendisine hayatına kattığı büyük renk için teşekkür ediyordu.
25 Şubat 2013 Pazartesi
Paylaşılmayan Sevgili
1964 Yapımı Yücel Hekimoğlu yönetmenliğinde çekilen ve başrollerini Filiz Akın, Tanju Gürsu, Muhterem Nur ve o zamanın başarılı küçük yıldızı Parla Şenol'un paylaştığı bugün izleme şansına sahip olduğum çok duygu yüklü hoş bir filmdi. Tanju Gürsu ve Muhterem Nur ayrılmış Parla Şenol ise babası Tanju Gürsu'nun yanında kalmaktadır ve henüz çok küçüktür. Filiz Akın ise bebek sahibi olamayacağını öğrenen oldukça üzgün bir kadındır ve çocuklara büyük bir sevgisi vardır. Bir gün bahçede dolaşırken Tanju Gürsu ve kızı Parla Şenol'u görür ve annelik duyguları harekete geçer. Zamanla Tanju Gürsu ile yakınlaşan Filiz Akın ve Tanju Gürsu evlenirler. Parla Şenol büyük ve Filiz Akın'ı gerçek annesi bilmektedir taki Muhterem Nur gelene kadar.
Filmin bundan sonrası dram ağırlıklı devam ediyor ve bugüne kadar izlediğim en güzel Türk filmlerinden biri oldu bu film. Film ile ilgili bilgilere buradan ulaşabilir siniz.
Filmin bundan sonrası dram ağırlıklı devam ediyor ve bugüne kadar izlediğim en güzel Türk filmlerinden biri oldu bu film. Film ile ilgili bilgilere buradan ulaşabilir siniz.
9 Ekim 2012 Salı
Ayşecik Yavrum-Karataşlı Emine-1970
Filmi dün geç saatlerde izleme şansı yakaladım. Zeynep Değirmencioğlu çok sevdiğim hem oyun gücü hem de bir karşı cins olarak çok hoşuma giden bir insan. Ayşecik serilerini çok seviyorum ve her izleyişim de hem gülüyor hem duygulanıyorum. Bu filmden haberdardım fakat bir türlü bulamamıştım. En sonunda filmi bulabildim. Semra Sar köylü bir kadındır. Yanında bulunan paragöz ve kötü niyetli bir kadın Suzan Avcı ve kocası Önder Somer'in aynı zaman da pis bir işini yürütmektedir. Suzan Avcı babası Münir Özkul ile küstürler çünkü baba Münir Özkul damadı Önder Somer'in pis işlerini ve kumar sevdasını bilmektedir bu yüzden kızını ret etmiştir. Suzan Avcı bu duruma bir çare aramaktadır ve en sonunda pis işlerini yürüten köylü kadının bir tanıdığı olan ve aynı zamanda hamile olan Semra Sar'ı evine çalışması için kabul eder. Suzan Avcı ve Önder Somer'in esas amaçları Semra Sar'ın doğacak çocuğuna el koyup sanki kendi çocukları gibi gösterip baba Münir Özkul ile barışıp servetinden faydalanmaktır. Filmin buraya kadar olan konu ve anlatımlarından sonra Semra Sar'ın kızını öldü sanması ( cehalet ) ve bağrına bildiğimiz bebek şeklinde bir taş basması ve yaşadığı ızdırap dolu günleri inanılmaz bir güzellikte bizlere aktarması insanın gözlerinden damlalar düşürtecek cinsten. Semra Sar'ı ve hayat verdiği karakteri öyle çok beğendim ki gözlerim dolu dolu oldu. Metin Serezli ise askerlik görevini yapan bir karakter rolünde ve filmde Semra Sar'ın kocası olarak karşımıza çıkıyor. Metin Serezli'de sanırım hayatının rolünü oynamış keza özellikle üstteki video da sizler için kesip yüklediğim bölümde göreceğiniz gibi o hissiyatlı sahneyi sanki adeta yaşamış gibiydi. Bu filmi bulun izleyin ve ana ve baba nasıl acı çekermiş bir kez de beyaz perde de görün derim.
8 Ekim 2012 Pazartesi
Yankesici Kız Filminin Müziği
Yeşilçam Bir Yaşam Biçimidir
Sıklıkla Yeşilçam filmleri izliyorum. Kayıp denilen filmleri bile bulup izleme imkanım oldu. Ağır bir yapısı olduğu söylenen 1950'li yılların filmlerini bile izleyebildim ve gördüm ki 1950'ler ağır filmleri bizlere sunmuştur diyenler birçok önemli filmi izlememiş. 1954 yapımı başrollerde Turan Seyfioğlu ve Sezer Sezin'in yer aldığı Kaçak adlı yapım sadece bir örnek. Klasik Amerikan kaçak insan konulu filmlerinden bile çok daha yukarı yapım olduğunu hem gerçekçi oyunlar hem de iç ve dış mekan kullanımı ve konusuyla rahatlıkla söyleyebilirim. Kaderim Böyle İmiş,Kurt Mustafa, Yalnızlar Rıhtımı, Hayatımı Mahveden Kadın, Ahretten Gelen Adam ve daha birçok 1950'ler filmi aslında o yılların mükemmel işler çıkardığının ispatı. Bu filmleri ne edip yapıp bulmaya ve izlemeye çalışın o zaman haklılığımı göreceksiniz. 1950'lerin filmlerini izledikten sonra Yeşilçam'a bağlılığım bir üst seviyeye çıktı ve anladım ki Yeşilçam benim için vazgeçemeyeceğim bir olay ve adeta bir yaşam biçimi olmuş. Long Live Yeşilçam:)
7 Ekim 2012 Pazar
Bazı Arkadaşlar Asla Unutulmaz
Bu yazıya 7 ekim 2012 saat 05.58'de başladım. İçimden arkadaşlarım hakkında bir şeyler yazmak geldi. Küçük yaşlarımdan itibaren birçok arkadaşım oldu. Oyunlar oynadığım, denize gittiğim, spora gittiğim ve bunun gibi birçok aktivitede beraber olduğum arkadaşlarım oldu. Askerlik dönemi geldi çattı ve askerlik arkadaşları asla unutulmaz dediler fakat askerlik arkadaşlarımın da hiçbiri aklımda değil. Benim hayatım da asla çıkaramayacağım arkadaşlarım genelde son yıllarda hayatıma girmiştir. Herkesle arkadaşlık yapabilecek daha doğrusu samimi olabilecek bir yapım olmadı hiç. Tanıştığım muhabbet ettiğim insanların hepsi beni çok sevdiklerini söylemelerine rağmen nedense ben birçoğu hakkında bir şeyler hissedemiyorum. İşte bu arkadaşların arasında bazı isimler var ki bir şekilde hayatıma girdiler ve istesem de asla unutamayacağım bir şekilde jiletle kazınmış gibi oldular.
Ben esasen onlara arkadaş yerine dost kelimesini kullanmak isterim. Dost çok yakın çok sıcak bir kelimedir. Unutulmaz arkadaşlarımdan bahsederken çok ama çok ilginç bir durum ise bu çok sevdiğim arkadaşlarımın tamamı ile görüşmüyorum. Ne tuhaf değil mi? Aslında çok istesem de beni engelleyen bir şeyler oluyor nedenini bilemediğim. Belki de biliyorumdur fakat kendimden bile saklıyorumdur. Ben sözü fazla uzatmayayım.
Sizleri her zaman sevdim ve ömür boyu seveceğime emin olabilir siniz. Kalbime öyle bir kazındınız ki her gün aklımda ve yaşamımda yer ettiniz. Sizleri seviyorum.
Ben esasen onlara arkadaş yerine dost kelimesini kullanmak isterim. Dost çok yakın çok sıcak bir kelimedir. Unutulmaz arkadaşlarımdan bahsederken çok ama çok ilginç bir durum ise bu çok sevdiğim arkadaşlarımın tamamı ile görüşmüyorum. Ne tuhaf değil mi? Aslında çok istesem de beni engelleyen bir şeyler oluyor nedenini bilemediğim. Belki de biliyorumdur fakat kendimden bile saklıyorumdur. Ben sözü fazla uzatmayayım.
Sizleri her zaman sevdim ve ömür boyu seveceğime emin olabilir siniz. Kalbime öyle bir kazındınız ki her gün aklımda ve yaşamımda yer ettiniz. Sizleri seviyorum.
Etiketler:
arkadaşlık,
Bazı Arkadaşlar Asla Unutulmaz,
dost,
sevgi
1 Ekim 2012 Pazartesi
Megadeth: A Tout Le Monde
Ünlü Heavy Metal grubu Megadeth'in muazzam bir çalışması. Rust İn Peace, Countdown To Extinction gibi son derece başarılı albümler sonrası biraz farklı bir tarza kayan Megadeth'in Youthanasia adlı 1994 çıkışlı albümünün hala dillerde olan slow çalışmasıdır. Son zamanlarda bu şarkıyı çok sık dinliyorum ve dinlerken büyük keyif alıyorum. Megadeth'in Sofia konserinde bu şarkının gayet iyi çalındığını ve Dave Mustaine'in ses olarak çok iyi durumda olduğunu söylemem gerekiyor. İnsanı kendinden geçiren çok muazzam bir şarkıdır. İntihar etmekte olan bir insanın son sözlerini içerir. Şarkının Türkçe ve İngilizce sözlerini Buradan Okuyabilirsiniz.
Etiketler:
Countdown To Extinction,
Dave Mustaine,
eser,
heavy metal,
Megadeth,
Megadeth A Tout Le Monde,
metal müzik,
müzk,
Rust İn Peace,
şarkı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






